22 Haziran 2010 Salı
20 Mart 2010 Cumartesi
16 Şubat 2010 Salı
Kilisenin insana nasıl bir yaşam biçtiği malumunuz..
"Konuşmak ve öğretmek efendiye yakışır . Öğrenciye sessiz olmak ve dinlemek uygun düşer. Aziz Benedictus
"Hiçbir özgür insan bir şeyi bir köle gibi öğrenmemelidir." Platon
"Hiçbir özgür insan bir şeyi bir köle gibi öğrenmemelidir." Platon
13 Kasım 2009 Cuma
'Güncellenmemiş' Ekonomi Dersleri
Para mı, çocuklar, bakın, anlatayım:
Bıldırcın çiftliğinde üretilmiş
Yalancı gökyüzüdür para.
Bunun içindir ki, dayanılmaz ölçüde
Bıldırcın gübresi kokar!
Şairlere gaipten ekmek taşıyan, çiçek taşıyan
Meleklerin kanatlarından yolunmuş
Tüylerdir, teleklerdir, para;
Onların, sevmedikleri işlere
Uçarak gidip gelmelerini sağlamak için
Ense köklerine takılmak istenen,
Pervane niyetine!
Toprağa ekilen küçük oğlanların, küçük
Kızların yanaklarından, dudaklarından,
Göğüs uçlarından, ince kıyılmış
Puro tütünüdür, seylan çayıdır,
Cennette verilen resepsiyonlarda
İsa’nın eti yendikten, kanı içildikten sonra
Yabancı misyon şeflerine,
Medya babalarına,
Darbeci generallere falan
ikram edilen!
Ve küçük ablaların, ağabeylerin
Düşlerinden, aşklarından, ümitlerinden
Kablolarla emilmiş, damıtılmış
Sonra ‘on-line’ hesaba geçirilmiş
Konsantre gençlik,
Konsantre ölümsüzlük düşü
Ve likit tanrısallıktır para,
Güzellik uykularına, cennettekilerin,
Her gün bir ölçek
(Ve sağdan bir ‘sıfır’ ömürlerine)
İlave edilen!
Aşk kocayınca, aşk yerine;
Akıl kıtlaşınca, akıl yerine;
Özgürlük pahalı gelince de
Özgürlük yerine
Bozdurulup, bozdurulup sarfedilen!
Ve işin daha da manyakçası,
Melekler yorulunca melek yerine,
Şeytanlar şeytanlığına doyunca
Şeytan yerine,
Ve ‘sanayi devrimi’nin yaşlı
Ve yorgun tanrısı
Serbest piyasayı yaratıp
Dinlenmeye çekildiğinde de
Tanrı yerine
‘İstihdam’ edilen...
Cahit Koytak
Bıldırcın çiftliğinde üretilmiş
Yalancı gökyüzüdür para.
Bunun içindir ki, dayanılmaz ölçüde
Bıldırcın gübresi kokar!
Şairlere gaipten ekmek taşıyan, çiçek taşıyan
Meleklerin kanatlarından yolunmuş
Tüylerdir, teleklerdir, para;
Onların, sevmedikleri işlere
Uçarak gidip gelmelerini sağlamak için
Ense köklerine takılmak istenen,
Pervane niyetine!
Toprağa ekilen küçük oğlanların, küçük
Kızların yanaklarından, dudaklarından,
Göğüs uçlarından, ince kıyılmış
Puro tütünüdür, seylan çayıdır,
Cennette verilen resepsiyonlarda
İsa’nın eti yendikten, kanı içildikten sonra
Yabancı misyon şeflerine,
Medya babalarına,
Darbeci generallere falan
ikram edilen!
Ve küçük ablaların, ağabeylerin
Düşlerinden, aşklarından, ümitlerinden
Kablolarla emilmiş, damıtılmış
Sonra ‘on-line’ hesaba geçirilmiş
Konsantre gençlik,
Konsantre ölümsüzlük düşü
Ve likit tanrısallıktır para,
Güzellik uykularına, cennettekilerin,
Her gün bir ölçek
(Ve sağdan bir ‘sıfır’ ömürlerine)
İlave edilen!
Aşk kocayınca, aşk yerine;
Akıl kıtlaşınca, akıl yerine;
Özgürlük pahalı gelince de
Özgürlük yerine
Bozdurulup, bozdurulup sarfedilen!
Ve işin daha da manyakçası,
Melekler yorulunca melek yerine,
Şeytanlar şeytanlığına doyunca
Şeytan yerine,
Ve ‘sanayi devrimi’nin yaşlı
Ve yorgun tanrısı
Serbest piyasayı yaratıp
Dinlenmeye çekildiğinde de
Tanrı yerine
‘İstihdam’ edilen...
Cahit Koytak
22 Ekim 2009 Perşembe
Mülkiyet kavramı ters-yüz oluyor

Birkaç sene önce düşünmüştüm acaba Açık Kaynak Kodlu yazılımlar gibi bir yapı diğer üretilen değerlere de yayılabilir mi? veya böyle bir lisanslama hali hazırda yapılıyor mu diye
Yeni öğreniyorum ki , yapılıyormuş . Bilimden sanata biçok şeyi alternatif bazı lisanslarla dağıtmaya uğraşan insanlar varmış.
Örneğin bir bilimsel makale yazıyorsunuz. Bu yeni lisans sayesinde yazdığınız makalenin patentini alınmasını engelleyebiliyor , ticari kullanımlarını sınırlandırabiliyor , sadece serbest dolaşımına imkan verebiliyorsunuz.
Yakın zamanlarda duyduysanız Radiohead grubu da albümünü değişik bir biçimde paylaşıma sundu.
Yine Nine Inch Nails adında bir grup da bahsettiğim lisansla (CC-Creative Commons diye geçiyor ) albümünü paylaşıma açmıştı.
Belki de dünyanın ücra köşesindeki bi adama bir gün bu tarz ağ yapıları sayesinde okuma ihtimali olmayan bir kitap , bir albüm gönderilebilir.
Bunun da yerleşik mülkiyet kavramı için sıkıntılı bir süreç olduğunu söyleyemeye gerek yok sanırım.
Ayrıca resimde gördüğünüz filmde "The Nasty People" , dünyanın ilk açık kaynak filmi olup PirateBay'cılar tarafından bize sunuluyor. Gönül rahatlığıyla torrent linklerine ulaşabilirsiniz filmin.
18 Eylül 2009 Cuma
Her Bilim , felsefesini yaratır.
Birkaç arkadaş olarak, belkide gelecekteki çalışmalarımızı da belirleyecek olan bir okumaya girişiyoruz.Mühendislik disiplinin verdiği bakış açısıyla , her ne kadar adının " bilimler felsefesi " olarak konulması çok uzaklara gitmese bu felsefe alanını arşınlamak istiyoruz . Bu amaçla , farklı şehirlerde olmanın da getirdiği kopukluktan da , bir google grubu kurduk .
Öncelikle ne konuda okumaya başlayacağımız çok net olmasa da Thomas Kuhn veya Karl Popper'la başlama ihtimalimiz var. Katkı koymak isteyen , istemeyen sadece tartışmayı takip etmek isteyen herkesi bekleriz.
Bilim Felsefesi Okuma Grubu
31 Ağustos 2009 Pazartesi
......
o şehre davrandığın gibi davran bana da
o şehre gittiğin gibi bana da git uçarak
bana da in, bana da kon ve el salla geride
bıraktığına: elveda benim küçük adamım!
ufacıktan bir şehri nasıl adam ettinse,
sevdinse adam gibi, beni de o şehir gibi
sev! korkma sakın, adam etmez aşk beni,
geç benden, benim de köprülerim var,
aşkı seyret oradan, dalgın günüm geçiyor,
benim de gecelerim var, danset, eteklerin
fırdönsün, sen bana dön, bana eşlik et,
benim de sabahlarım var, uyanmaya ne saat,
ne telefon, ne kapı: bisikletin zilini
dizlerini kanatan bir deli kız çalsın yeter ki!
benim de parklarım var, uzanıver salkımsaçak
üstüme, dalımdan tut, benim de yapraklarım var
güneşli gövdene müjde eli kulağında bahar,
benim de şiirlerim var, aşk konulu, senin
o şehri sevmene benziyor, seni sevmeye
benziyor adamakıllı serserin olana kadar
bir şehri kıskanıyorum, benim böyle neyim var?
Haydar Ergülen
o şehre gittiğin gibi bana da git uçarak
bana da in, bana da kon ve el salla geride
bıraktığına: elveda benim küçük adamım!
ufacıktan bir şehri nasıl adam ettinse,
sevdinse adam gibi, beni de o şehir gibi
sev! korkma sakın, adam etmez aşk beni,
geç benden, benim de köprülerim var,
aşkı seyret oradan, dalgın günüm geçiyor,
benim de gecelerim var, danset, eteklerin
fırdönsün, sen bana dön, bana eşlik et,
benim de sabahlarım var, uyanmaya ne saat,
ne telefon, ne kapı: bisikletin zilini
dizlerini kanatan bir deli kız çalsın yeter ki!
benim de parklarım var, uzanıver salkımsaçak
üstüme, dalımdan tut, benim de yapraklarım var
güneşli gövdene müjde eli kulağında bahar,
benim de şiirlerim var, aşk konulu, senin
o şehri sevmene benziyor, seni sevmeye
benziyor adamakıllı serserin olana kadar
bir şehri kıskanıyorum, benim böyle neyim var?
Haydar Ergülen
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)