Militarizm konusunda Türkçe kaynağın ne kadar kıt olduğunu bilirsiniz . Hatta egemen ideolojik kalıpların dışına çıkabilen bilimsel yayın sayısı çok az. “Çarklardaki Kum : Vicdani Red” ‘de bunlardan biri . Kitapta, militarizmin tarihi , zorunlu askerlik sisteminin ortaya çıkışı , vatanseverlik kavramsallaştırmasının işlevleri , Osmanlı’da ordu , vicdani red , sivil itaatsizlik eylemleri , Türkiye’deki ve Dünya’daki vicdani red deneyimleri ve son olarak da işin hukuki boyutu ele alınmış. Kitaba ilişkin derlemeye , linkinden ulaşabilirsiniz.
Bir süredir buralardan uzağım. Bunun nedeni kendimi hem fiziksel hem de psikolojik olarak iyi hissetmemem. Nedenlerine burada pek girmeyi düşünmüyorum ama en azından yakınlarımdan biriyle ilgili tümöral bir durumun olduğunu belirteyim sadece.. Peki bu yazının amacı ne derseniz? Bu süreçteki zayıflığımı blog aracılığıyla bir nevi belgelemek ve toparlanma sürecine girmek. Böyle zamanlarda insan ölüm-hayat üzerine tekrar tekrar düşünüyor. Hayatın ölüm dahil herşeyi barındırdığı ve aklımızın bir köşesinde bunu sürekli bulundurmamız gereği örneğin..
Daha geçenlerde kendi kendime bu Mim ne ola ki diye düşünmüştüm ki benim de başıma sağolsun zihni sayesinde geldi:) Uzun araştırmalarım ,okumalarım sonunda Mim denilen hadisenin böyle kişiden kişiye geçerekten kendi varetmiş ,çok afedersiniz abuk subuk bişey olduğunu farkettim:) "Hangi Blog yazarıyla sevişmek istersin” sorusuyla ilgili bişeyler söylemem gerekirse, her ne kadar zihni ve ElestirelGunluk 'teki gibi evlilik gibi bir bağım olmasa da bu sorudan sıyrılmanın yollarını aradım. Çünkü o kadar mahrem , bi yandan o kadar toplumsal bir konu ki sevişmek , hmm hangi blogcuyla sevişsek diye düşünmek heralde çok küçümsemek olur sevişmeyi. Ama madem böyle bi soru var:) , yanıtım radyo bemba olsun böylece onu da mimlemiş olalım..
Türkiye’nin en iyi romancılarından olduğunu düşündüğüm Oğuz Atay’ınbu kitabı 8 öyküden oluşuyor:
Beyaz Mantolu Adam , Unutulan , Korkuyu Beklerken , Bir Mektup , Ne Evet Ne Hayır ,Tahta At ,Babama Mektup , Demiryolu hikayeleri-bir rüya
Oğuz Atay’ı , birçok insan gibi Tutunamayanlar ile tanıdım bende.Yazar, öykülerinde de “Tutunamayanlar” ‘daki üslübunu sürdürüyor.Uzunca monologları , kendine has ironi ve mizahıyla sunuyor bize.Kitabı okurken sık sık Kafka , Çehov , Dostoyevski ‘den etkilendiğini düşündürdü bana.
“İçtikçe kendime acımaya başladım.Son zamanlarda kendime doğru dürüst acımaz olmuştum. Bana kötü geldiğini bile bile içtim. Bir şey yemediğim için , her zamanki gibi kusmadım. (Bir iki kere kusacak gibi oldum , banyoya gittim;fakat bir şey çıkmadı içimden.) Devam ettim içmeğe, kendimi mahvetmeğe. Dumanlı gözlerle , eriyip gidişimi seyrettim. Bütün düzenleri yıkacaktım , onlara gösterecektim . Artık ne kapıları kilitleyecek , ne de anahtarkaru vazonun içine atacaktım; ayakkabılarımı giymeden paltomu giyecektim , serserinin biri olacaktım. “
Her tarafta bir Filistin'e yardım sloganlarıdır gidiyor. Aynı zamanda İsraille milyonlarca dolarlık silah anlaşmaları yapıp veya örneğin Konya'da İsrail askerlerini yetiştirip bunlara onay verip sonra çıkıp da Filistin'e yardım kampanyaları düzenlemek de neyin nesi oluyor?
Tarihler 1994 'ün Ocak ayı.. Meksika , Chiapas'ta ayaklanan Zapatistlere , başkan Salinas tarafından af teklif ediliyor. Zapatistler de cevaben "Bizim neyimizi affedecekler " başlığında , aydınlarca, karşılığı verilemeyecek denli mükemmel , bir yazı yayınladı. O yazının elimdeki kısmını paylaşmak istiyorum : " Neden dolayı affımızı istememiz gerekiyor ki ? Neyimizi affedeceklermiş bizim? Açlıktan ölüp gitmeyişimizi mi? Sefaletimiz karşısında suskun kalmayışımızı mı ? Sırtımıza yüklenen şu devasa tarihi aşağılanmışlık ve terk edilmişlik yükünü tevazuyla taşımayı daha fazla kabul etmeyişimizi mi? Bütün öteki yolların kapandığını gördükten sonra silahlarımıza sarılıp başkaldırışımızı mı ? Hafızaların hatırlayabildiği en baskıcı ve saçma ceza yasası olan Chiapas Ceza Yasasına umut bağlamayışımızı mı? İnsanlık onurunun , üstelik de en yoksul bırakılmışların içinde hâla yaşamakta olduğunu , ülkemize de , dünyaya da göstermeye kalkışımızı mı? Harekete geçmeden önce kendimizi iyi ve bilinçli bir biçimde hazırlamış oluşumuzu mu? Savaş meydanında ok ve yay yerine , patlayıcı silah taşımamızı mı ? Kavga etmeye kalkışmadan önce kavga etmeyi öğrenmemizi mi? Hepimizin Meksikalı oluşunu mu? Çoğunluğumuzun yerli oluşunu mu? Meksika halkını , kendince mümkün olan tüm yolları deneyerek mücadele etmeye çağırmış olmamızı mı ? Özgürlük , demokrasi ve adalet için savaşıyor oluşumuzu mu? Önceki gerilla şeflerinin peşinden gitmeyişimizi mi ? Teslim olmayışımızı mı? Kendimizi satmamış olmamızı mı ? Kendimize ihanet etmemiş olmamızı mı ? ...Af dileyecek konumda olan kim , o affı bahşedecek konumda olan kim? " (EZLN bülteni , 18 Ocak 1994)