7 Temmuz 2009 Salı
CRM ( Müşteri İlişkileri Yönetimi) ve Back-up
Cem Boyner ( Sabah Gazetesi , 16.02.2008)
CRM , Müşteri ilişkileri yönetimidir , müşterilerin tüketim alışkanlıklarının , tüketim sıklığının kayıtlarının tutulup analizlerinin yapıldığı bir kontrol yapısıdır . Sermayenin bu denetim mekanizması , insanları denetlemek , müşteri haline getirmek , yönlendirmek üzerine kuruludur. Müşteri profilleriyle ilişkisini hiçbir zaman kesmez. Böylece insanların şirket içindeki varlığı müşteri olarak sürekli kılınır.
Backup hizmeti ise CRM aşamasından sonraki bir hizmettir. CRM mekanizmasının üzerine bina edilen hizmet biçimi olarak tanımlayabiliriz.
Bu iki yapı ile sermaye , kendi besleneceği ilişki biçimlerini yeniden üretmekte böylece kontrol ağlarının uzanımlarını ta derinlere kadar sokmaktadır.
Örneğin ;Boyner'in Türkiyede sunduğu hizmet şöyle : Kişiler bir ücret karşılığı üyelik sistemine dahil oluyor. Daha sonra Eğlence , Keyif , Acil başlıklı hizmetlerden istediğine ulaşabiliyor. Bu 3 başlığın ucu açık tutuluyor ve her türlü hizmet ücretlendiriliyor. Mesala hamilesiniz ve aşeriyorsanız gecenin bir yarısı evinizi paylaştığınız insana ya da arkadaşınıza mızmızlanmaktansa bu sisteme bir telefon açıp bir istediğiniz şeyi yatağınıza kadar getirtmeniz mümkün. Dikkat edilirse Back-up , en temel insani ilişki zincirlerimizi kırıp yerine kendi parayla garanti altına alınmış ilişkisini dayatmaktadır. Zaten ismine de bakarsak "Back-up" , Yedeklemek? Neyin yedeği ? Yedek ilişkiler tabiki para karşılığında..
Sermaye yanlızlıklarımızı örgütlerken aynı zamanda yanlızlıklarımızın da peşine düşüyor bizi rahat bırakacak gibi de görünmüyor.
28 Haziran 2009 Pazar
Teşşekürler Rock-a

Bu yıl üçüncüsü düzenlenen Rock-a yine çoşkuluydu. Tabi bu sizin çoşkudan ne anladığınızla da alakalı biraz da. Paramı ödeyip en güzel grupları izliyim sonra çekeyim gideyim diyenlerdesiniz bu festivale gelmezdiniz sanırım.
Rock-a 'daki durum biraz daha farklı. Müzik , atelyeler , tiyatro oyunları , sohbetler vb. aktiviteleri vardı ve bunların hemen hemen hepsinin gönüllü emeklerin ürünü olması, bize para ilişkisinin dışında kalarak da bişeyler yapılabileceğini tekrar gösterdi.
Bir yandan da senin benim gibi dertleri olan insanları birarada görmek , her gün bizi biraz daha yanlız hissettiren şu sistem içinde , çok önemli diye düşünüyorum.
Dayanışmayla!
21 Haziran 2009 Pazar
Ötekinin Hikayesi
Kosinki , iddiaların tersine otobiyografik bir roman yazmadığını aksine tarihsel bir roman yazmaya çalıştığını belirtiyor. Aslında romana yakıştırılan bu otobiyografik olma özelliği , onun yansıttığı birçok tarihsel gerçeği görmek istemeyen milliyetçi söylemlerden ibaret. Zaten kitap yayınlandığı tarihten itibaren yazarın anavatanı dahil biçok ülkede yasaklandı . Kosinki , bu kitabı yazdığından dolayı biçok tacize ve karalama kampanyasına maruz kaldı . İşler öyle bi noktaya vardı ki , bir gün kapısı çalar ve 2 tane iri kıyım adam sopalarla evine dalar ve Kosinki'yi dövmeye başlar. O arbede sırasında Kosinki kendisinin Kosinki olmadığını , onun kardeşi olduğunu söyler ve adamlar dövmeyi bırakıp oturup Kosinki'yi beklemeye başlar evde. Bu sırada hatta Kosinki'yle sohbete girerler birlikte votka içerler. Bir boş anlarında bir kutudan kendi küçük silahını bulur ve fotoğraf makinesiyle bir düzine fotoğraflarını çeker . Hemen gitmezlerse olacakları anlatır kendilerine . Her neyse adamlardan böyle kurtulur.
Kosinki'nin "Boyalı Kuş"'u okunmasını tavsiye edeceğim bir kitap.. İyi okumalar.
8 Mayıs 2009 Cuma
"Çarklardaki Kum : Vicdani Red"
Militarizm konusunda Türkçe kaynağın ne kadar kıt olduğunu bilirsiniz . Hatta egemen ideolojik kalıpların dışına çıkabilen bilimsel yayın sayısı çok az. “Çarklardaki Kum : Vicdani Red” ‘de bunlardan biri . Kitapta, militarizmin tarihi , zorunlu askerlik sisteminin ortaya çıkışı , vatanseverlik kavramsallaştırmasının işlevleri , Osmanlı’da ordu , vicdani red , sivil itaatsizlik eylemleri , Türkiye’deki ve Dünya’daki vicdani red deneyimleri ve son olarak da işin hukuki boyutu ele alınmış.Kitaba ilişkin derlemeye , linkinden ulaşabilirsiniz.
17 Nisan 2009 Cuma
Toparlanın Gitmiyoruz!
Peki bu yazının amacı ne derseniz?
Bu süreçteki zayıflığımı blog aracılığıyla bir nevi belgelemek ve toparlanma sürecine girmek.
Böyle zamanlarda insan ölüm-hayat üzerine tekrar tekrar düşünüyor. Hayatın ölüm dahil herşeyi barındırdığı ve aklımızın bir köşesinde bunu sürekli bulundurmamız gereği örneğin..
20 Mart 2009 Cuma
Mim: Ne yapacağını bilememek
"Hangi Blog yazarıyla sevişmek istersin” sorusuyla ilgili bişeyler söylemem gerekirse, her ne kadar
zihni ve ElestirelGunluk 'teki gibi evlilik gibi bir bağım olmasa da bu sorudan sıyrılmanın yollarını aradım. Çünkü o kadar mahrem , bi yandan o kadar toplumsal bir konu ki sevişmek , hmm hangi blogcuyla sevişsek diye düşünmek heralde çok küçümsemek olur sevişmeyi. Ama madem böyle bi soru var:) , yanıtım radyo bemba olsun böylece onu da mimlemiş olalım..
13 Şubat 2009 Cuma
Korkuyu Beklerken
“Ben yanlızlığı istemekle suçlanıp yanlızlığa mahkum edildim”
Türkiye’nin en iyi romancılarından olduğunu düşündüğüm Oğuz Atay’ın bu kitabı 8 öyküden oluşuyor:
Beyaz Mantolu Adam , Unutulan , Korkuyu Beklerken , Bir Mektup , Ne Evet Ne Hayır ,Tahta At , Babama Mektup , Demiryolu hikayeleri-bir rüya
Oğuz Atay’ı , birçok insan gibi Tutunamayanlar ile tanıdım bende. Yazar, öykülerinde de “Tutunamayanlar” ‘daki üslübunu sürdürüyor. Uzunca monologları , kendine has ironi ve mizahıyla sunuyor bize. Kitabı okurken sık sık Kafka , Çehov , Dostoyevski ‘den etkilendiğini düşündürdü bana.
“İçtikçe kendime acımaya başladım. Son zamanlarda kendime doğru dürüst acımaz olmuştum. Bana kötü geldiğini bile bile içtim. Bir şey yemediğim için , her zamanki gibi kusmadım. (Bir iki kere kusacak gibi oldum , banyoya gittim; fakat bir şey çıkmadı içimden.) Devam ettim içmeğe, kendimi mahvetmeğe. Dumanlı gözlerle , eriyip gidişimi seyrettim. Bütün düzenleri yıkacaktım , onlara gösterecektim . Artık ne kapıları kilitleyecek , ne de anahtarkaru vazonun içine atacaktım; ayakkabılarımı giymeden paltomu giyecektim , serserinin biri olacaktım. “
